Gündelik hayatın telaşı içinde kelimeler bazen içleri boşaltılarak sıradanlaşır. “Vefa” da bundan nasibini almış kavramlardan biridir. Kimileri için İstanbul’un tarihi bir semti, kimileri için nostaljik bir içecek markasından ibarettir. Oysa vefa; ne bir mekânın adıdır ne de damakta kalan geçici bir tat… Vefa, insanın geçmişini bugününe ekleyen, ruhu ayakta tutan en köklü manevi mirastır.

Vefa; birlikte çıkılan yokuşları, paylaşılan bir dilim ekmeği ve zor zamanlarda omuza değen o sıcak eli unutmamaktır. Hayatın dik yamaçlarında size destek olanları, düzlüğe çıktığınızda “baş tacı” edebilme erdemidir.

İnsan yaş aldıkça, kalabalıklar içindeki yalnızlığını fark eder; işte o an bir selamın, aşina bir yüzün ve içten bir “Nasılsın?” sorusunun paha biçilemez olduğunu anlar.

Değişen Makamlar, Değişmeyen Karakterler

Zaman hepimizi farklı yerlere savurur. Şehirler değişir, unvanlar güncellenir, görevler değişir, sofralar zenginleşir. Ancak asıl mesele, tüm bu dışsal değişimlerin ortasında insanın özünün ne kadar sabit kaldığıdır.

Ne yazık ki hayat, yükseldikçe aşağıya bakmayı unutanlarla doludur.

Unutanlar: Kimlerle yürüdüğünü, kimlerin duasıyla ayakta kaldığını ve hangi omuzlara basarak yükseldiğini güç sarhoşluğu içinde terk edenlerdir.

Vefalılar: Statüsü ne olursa olsun, elinden tutan eli bırakmayan; fırsat buldukça dostlarını bir araya getirip gönül alan ve anıları tazeleyen “gönül mimarları”dır.

Bazen bir insanın hayatına küçücük bir dokunuş yaparsınız; bir tavsiye, bir referans veya bir imkân sunarak hayatının akışını değiştirirsiniz. Bazıları bu iyiliği bir ömür boyu kalbinde taşır. Bazıları ise elde ettikleri yeni konfor alanının verdiği sahte özgüvenle geçmişi bir yük gibi sırtından atıverir.

Fakat hayatın şaşmaz bir terazisi vardır: Geçmişini ve kendisine el uzatanı unutanlar, ne zaman bir duvara toslasalar o eski dostları ve o eski samimiyeti yeniden hatırlarlar.

Ancak sitem o ki; vefa, sadece ihtiyaç anında hatırlanacak bir depo değil, bir yaşam biçimidir.

Altmış yılı aşan bir ömür süzgecinden bakıldığında, insanın yüzlerce arkadaşı olabilir ama en fazla iki veya üç gerçek dostu vardır. Bu dostlarla bir araya gelmek, sadece insanları değil, bir dönemin ruhunu ve hatıralarını da diriltir.

Bu buluşmalar; dünden bugüne, bugünden geleceğe uzanan birer gönül köprüsüdür.

Unutmamak gerekir ki; vefa, insanın kendi geçmişine duyduğu saygıdır. Ve bu dünyada her şeyin bir ölçüsü, bir bedeli vardır; ancak gerçek bir dostun ve samimi bir vefanın kıymeti hiçbir dünyevi teraziyle ölçülemez.

Allah (c.c.) cümlemize vefalı dostlar nasip etsin. Vesselam.