Siyaset, milletin refahı ve devletin bekası için yapılmalıdır. Bu yolda yürüyecek olanlar, şahsi çıkarlarını bir kenara bırakmalı, devletin kendilerine sağladığı imkânları ülkenin ve milletin menfaatleri doğrultusunda kullanmalıdır.

İnsan, hayatı boyunca birçok şeyle imtihan olur. Kimi malla, kimi parayla, kimi makamla, kimi evladıyla, kimi de sahip olduğu güç ve imkânlarla sınanır. İnsan nefsinin ise doymak bilmediği, elindekiyle çoğu zaman yetinmeyip daha fazlasını istediği bilinen bir gerçektir.

Fakat insan, bir makama geldiğinde nefsine “dur” demesini bilmelidir. Eğer bunu yapabileceğinden emin değilse makamdan ve mevkiden uzak durmalıdır. Çünkü makam bir ayrıcalık değil, emanettir; insanın kendisi için değil, millete hizmet için taşıdığı bir sorumluluktur.

Kişi geçmişte ne yaşamış olursa olsun, bir makama geldiğinde şahsi hesaplarını ve beklentilerini geride bırakmalı, bulunduğu mevkiye yakışır şekilde davranmalı ve görevini hakkıyla yerine getirmelidir.

Kişisel menfaat peşinde koşanlar yalnızca kendilerine değil, kendilerini o makama getirenlere, içinde bulundukları camiaya ve temsil ettikleri makama da zarar verirler.

İnsanın canını en çok, dost bildiğinden yediği darbe yakar. Düşmanın okları ne kadar çok olursa olsun, insan onlara karşı hazırlıklıdır; fakat dostun attığı bir gül bile bazen insanı yaralar. Çünkü insan, dostundan sadakat, vefa ve samimiyet bekler.

Tam da bu nedenle, siyasette makam sahibi olanların sorumluluğu daha büyüktür.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gençlik yıllarından itibaren siyasetin içinde yer almış, uzun yıllara yayılan siyasi mücadelesinin ardından Türkiye'nin en önemli siyasi aktörlerinden biri hâline gelmiştir. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminden Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kuruluşuna, başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı görevlerine uzanan bu süreç, uzun soluklu bir siyasi mücadelenin ifadesidir.

Erdoğan'ın siyasi mücadelesini destekleyen veya eleştiren farklı görüşler elbette vardır. Ancak onunla aynı siyasi çizgide yer alan ve onun liderliğinde görev üstlenen kişilerin taşıdığı sorumluluk da açıktır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çevresinde bulunan makam sahipleri, onun yükünü artırmak yerine hafifletmek zorundadır. Çünkü kendilerine verilen her görev, aynı zamanda devlete ve millete karşı üstlenilmiş bir borçtur.

Hiç kimsenin şahsi menfaat uğruna attığı adımlarla, içinde bulunduğu makamın veya siyasi hareketin itibarını zedelemeye hakkı yoktur.

Bir kişinin makamını kendi ikbali için kullanması, yalnızca kendisini ilgilendiren bir mesele değildir. O kişinin davranışları, kendisine güvenenleri, birlikte yol yürüdüğü insanları ve temsil ettiği yapıyı da etkiler.

Bu Yolun Zorluğunu Bilmek Gerekir

Siyaset kolay bir yol değildir. Devlet ve millet adına sorumluluk üstlenenler, makamın getirdiği imkân kadar yükünü de taşımak zorundadır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın zaman zaman dile getirdiği “yorulan çekilsin” anlayışı da bu açıdan önemlidir. Görevin sorumluluğunu taşıyamayan, fedakârlık yapmaya hazır olmayan veya bulunduğu makamın gereğini yerine getiremeyen kişi, o makamı işgal etmekte ısrar etmemelidir.

Çünkü bu yol, makamın nimetlerinden faydalanma yolu değil; hizmet ve fedakârlık yoludur.

Bu yolda yürüyen herkes şunu bilmelidir: Makam geçicidir, sorumluluk ise geride bırakılan izlerle ölçülür. İnsan, eline geçen imkânla değil, o imkân karşısında nasıl davrandığıyla sınanır. Asıl mesele de bu imtihanı kazanmaktır.

Bugün makam sahibi olan herkesin kendisine sorması gereken soru şudur:

“Bu makam bana ne kazandıracak?” değil, “Ben bu makamda devlete ve millete ne kazandıracağım?”

Çünkü makamlar gelip geçer, insanlar değişir, görevler sona erer. Geriye ise yapılan hizmetler, verilen mücadele ve insanların hafızasında bırakılan iz kalır.

Makam insana değer kazandırmaz; insan, makamına değer kazandırır.

Devlet ve millet için yola çıkanların en büyük imtihanı da ellerine güç geçtiğinde başlar. O imtihanın adı; nefsine hâkim olmak, emanete sahip çıkmak ve millete hizmet etmektir.

Vesselam.