Dünya milletleri için barış dönemleri, savaşa hazırlık dönemleridir. Bu, tarihin değişmeyen kuralıdır.
İran’daki iç karışıklıklar asla sadece İran’ın meselesi değildir. Bu istikrarsızlık, başta Türkiye olmak üzere tüm komşularımızı tehdit eden ciddi bir güvenlik krizidir. Kaos, kontrolsüz göç dalgaları demektir. Kaos, sınır güvenliğimizde açılacak gedikler demektir. Irak ve Suriye’den sonra bu tablo, sosyal dokumuzu, ekonomimizi ve toplumsal huzurumuzu doğrudan hedef alan bir sürecin yeni bir başlangıcı olacaktır.
Muhtemel, Amerika’nın da dâhil olduğu bir İran–İsrail savaşı ise bölgeyi bir yangın yerine çevirecektir. Enerji arzından ticaret yollarına, yatırımlardan turizme kadar her alanda Türkiye ağır bedeller ödeyecektir. Böyle bir senaryo, sınırlarımız boyunca yeni tehdit cepheleri açacak ve istikrarsızlığı katlayarak derinleştirecektir.
Bu noktada Türkiye, diplomatik girişimlerle asla yetinmemelidir. Caydırıcı gücünü en üst seviyede ve herkese gösterecek şekilde kullanmalıdır. Türk Devleti’nin sahadaki gücü, kararlılığı ve yıkılmaz iradesi; dost için kalkan, düşman için ise son uyarı olmalıdır. Güçlü Türkiye, bölgesel barışın yegâne teminatıdır.
İç meselelerdeki her türlü ayrıştırıcı söylemin, dışarıya zafiyet olarak yansımasına asla izin verilmemelidir. İç cephede tam bir birlik sağlanmadan, dış tehditlere karşı güçlü durmak mümkün değildir. Kara ve deniz sınırlarımızda yaşanan savaş ve çatışma ortamlarının ülkemize sirayet etmemesi ve sınırlarımızın ötesindeki ateşin bize sıçramaması için iç cephemiz kale gibi sağlam olmalıdır.
Bugün savunduğumuz mevzi, bir şehir değildir.
Savunduğumuz mevzi, bir sınır hattı değildir.
Savunduğumuz mevzi, bu vatanın ta kendisidir.
Savunduğumuz mevzi, Türkiye’dir.
Savunduğumuz mevzi, Türk Devleti’nin bekasıdır.
Atalarımızın buyurduğu gibi: “Kol kırılır, yen içinde kalır.”
Millî meseleler karşısında ayrışmaya değil, kenetlenmeye mecburuz.
Geçmişte Irak’ta, Libya’da, Mısır’da, Suriye’de oynanan “böl, parçala, yönet” oyununun bugün İran sahnesinde yeniden perde açtığı açıktır. Bu kirli senaryoların bir sonraki perdesinde Türkiye’nin hedef tahtasında olma ihtimali asla unutulmamalıdır.
İran, tarih boyunca dostumuz olmadı. Ancak şu da bir gerçektir ki İsrail de Amerika da dostumuz değildir. Tarih, Türk’ün Türk’ten başka gerçek dostu olmadığını bize acı derslerle öğretmiştir. Emperyalizmin sömürgeci düzenine karşı koymanın tek yolu, Türk milleti olarak tek yürek, tek vücut olmaktır.
Unutulmamalıdır: Barış ve istikrar, sadece bir temenni değil, millî varlığımızın olmazsa olmazıdır. Türkiye, dün nasıl ayaktaysa bugün de gücüyle, iradesiyle ve kararlılığıyla dimdik ayaktadır. Hiçbir tehdit bu duruşu sarsamayacak, hiçbir baskı bu iradeyi bükemeyecektir.
Yılmaz ŞANLAN
