Mustafa Kaya’dan aileyi güçlendirecek kanun teklifi: Saadet Partisi sorunları sadece konuşmuyor, çözümünü de Meclis’e taşıyor
Türkiye’de doğurganlık oranlarının düşmesi artık yalnızca istatistiklerden ibaret bir mesele değildir.
Gençlerin evlilik yaşının yükselmesi, hayat pahalılığı, yüksek kiralar ve çocuk yetiştirmenin giderek ağırlaşan maliyeti, Türkiye’nin geleceğini doğrudan ilgilendiren ciddi bir nüfus meselesine dönüşmüş durumda.
Bugün yetkililer doğurganlık oranlarındaki düşüşe dikkat çekiyor, aile kurumunun güçlendirilmesinden söz ediyor.
Peki yalnızca “Doğurganlık hızımız alarm veriyor” demek yeterli mi?
Elbette değil.
Alarm veriliyorsa çözüm de ortaya konulmalıdır.
İşte tam bu noktada Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğu kanun teklifine dikkat çekmek gerekiyor.
Çünkü Mustafa Kaya ve Saadet Partisi yalnızca sorunu dile getirmiyor; çözümü de maddeler hâlinde Meclis’in önüne koyuyor.
Mustafa Kaya’nın TBMM’deki yasama faaliyetlerine bakıldığında da kanun teklifleri, yazılı soru önergeleri, Meclis araştırması önergeleri ve Genel Kurul konuşmaları gibi farklı parlamenter araçları kullandığı görülüyor. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
Mustafa Kaya’dan doğum yapan anneye 3 yıl maaş
Mustafa Kaya’nın kanun teklifine göre, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup kanunun yayımlanmasının ardından doğum yapan her anneye, çalışma durumuna bakılmaksızın doğum tarihinden itibaren 36 ay boyunca “Anne Destek Maaşı” ödenmesi öngörülüyor.
Üstelik bu yardım sembolik bir rakam olmayacak.
Anneye verilecek maaş açlık sınırından az olmayacak.
Gençlere “Evlenin, çocuk sahibi olun” demek kolay.
Peki kira?
Mutfak masrafı?
Bebek bezi, mama, giyim ve diğer ihtiyaçlar?
Çocuğu nedeniyle çalışma hayatından uzak kalan annenin ekonomik ve sosyal güvencesi?
İnsanlardan çocuk sahibi olmalarını isterken onların önündeki ekonomik engelleri de kaldırmak gerekir.
Mustafa Kaya’nın teklifi tam da bu noktada önemli bir sosyal devlet anlayışı ortaya koyuyor.
Annenin emeklilik ve sağlık primlerini devlet ödeyecek
Teklif yalnızca anneye maaş verilmesini öngörmüyor.
Anne Destek Maaşı alan kadınların 36 aylık süre boyunca emeklilik ve genel sağlık sigortası primlerinin devlet tarafından karşılanması, bu sürenin de emeklilik hesabında fiilî hizmet süresi olarak değerlendirilmesi teklif ediliyor.
Bu son derece önemli bir düzenlemedir.
Çünkü çocuk yetiştiren anne sadece kendi ailesine değil, Türkiye’nin geleceğine de katkıda bulunuyor.
Bugün dünyaya gelen çocuk yarının öğretmeni, doktoru, mühendisi, işçisi, esnafı, çiftçisi ve yöneticisi olacaktır.
Öyleyse devlet de çocuk yetiştirmek için hayatından yıllar ayıran annenin yanında durmalıdır.
Her çocuk için çocuk parası
Teklifin bir diğer önemli maddesi çocuklara ilişkin.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her çocuk için doğum tarihinden itibaren net asgari ücretin dörtte biri oranında “Çocuk Parası” ödenmesi öngörülüyor.
Çocuk Parası ödemesinin çocuğun ilkokul 1. sınıfa başlayışına kadar devam etmesi teklif ediliyor.
Üstelik bu ödemelerin haczedilememesi, devredilememesi ve herhangi bir vergi veya kesintiye tabi tutulamaması da teklifin maddeleri arasında bulunuyor.
İşte Mustafa Kaya’nın Meclis’e sunduğu 8 maddelik teklif
Teklifin ne kadar somut olduğunu görmek için maddelerine tek tek bakalım:
Madde 1: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup kanunun yayımı tarihinden itibaren doğum gerçekleştiren her anneye, çalışma durumuna bakılmaksızın doğum tarihinden itibaren 36 ay süreyle, açlık sınırından az olmamak üzere Anne Destek Maaşı ödenmesi öngörülüyor.
Madde 2: Anne Destek Maaşı alanların 36 aylık süre boyunca emeklilik ve genel sağlık sigortası primlerinin devlet tarafından karşılanması ve bu sürelerin emeklilik hesabında fiilî hizmet süresi olarak değerlendirilmesi öngörülüyor.
Madde 3: Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı her çocuk için doğum tarihinden itibaren net asgari ücretin dörtte biri oranında Çocuk Parası ödenmesi teklif ediliyor.
Madde 4: Çocuk Parası ödemesinin çocuğun ilkokul 1. sınıfa başlayışına kadar devam etmesi öngörülüyor.
Madde 5: Kanun kapsamında yapılacak ödemelerin haczedilememesi, devredilememesi ve herhangi bir vergi veya kesintiye tabi tutulamaması öngörülüyor.
Madde 6: Kanunun uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanacak yönetmelikle düzenlenmesi öngörülüyor.
Madde 7: Kanunun yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Madde 8: Kanun hükümlerinin Cumhurbaşkanı tarafından yürütülmesi öngörülüyor.
İşte çözüm dediğimiz şey budur.
Sadece “Doğurganlık azalıyor” demek değil; anneye ne verileceğini, çocuğa ne verileceğini, annenin sosyal güvenliğinin nasıl korunacağını ve sistemin nasıl uygulanacağını maddeler hâlinde ortaya koymaktır.
Saadet Partisi’nin siyaseti: Sorunu Meclis’e taşı, çözümünü de ortaya koy
Burada özellikle altını çizmek istediğim mesele şudur:
Saadet Partisi sadece bugün doğum yapan annelerin sorunuyla ilgilenmiyor.
Vatandaşımızın karşı karşıya kaldığı ekonomik, sosyal, tarımsal, ulaşım, emeklilik, gurbetçilik ve daha nice meselede TBMM’nin imkânlarını kullanarak sorunları gündeme taşımaya ve çözüm önerileri ortaya koymaya çalışıyor.
TBMM kayıtlarında da Saadet Partisi grubunun farklı toplumsal meseleler için Meclis araştırması önerileri verdiği, Mustafa Kaya’nın da farklı konularda Genel Kurul konuşmaları yaptığı görülüyor. Örneğin Kaya, tarım ile et ve süt sektöründeki sorunları da Meclis kürsüsüne taşıdı. (Türkiye Büyük Millet Meclisi)
Yani mesele tek bir kanun teklifi değildir.
Mesele bir siyaset anlayışıdır.
Vatandaşın derdini dinlemek, onu Ankara’ya taşımak, soru önergesi vermek, araştırma istemek, kanun teklifi hazırlamak ve çözüm yolunu göstermektir.
Benim görmek istediğim siyaset de tam olarak budur.
9 milletvekiliyle 90 milyon vatandaşımızın derdine yetişmeye çalışıyorlar
Saadet Partili 9 milletvekilinin ortaya koyduğu çalışmaları değerlendirirken meseleye sadece sayı üzerinden bakmamak gerekir.
9 milletvekiliyle yaklaşık 90 milyon vatandaşımızın farklı sorunlarıyla ilgilenmeye, bunları TBMM gündemine taşımaya ve çözüm önerileri sunmaya çalışıyorlar.
Bugün Mustafa Kaya’nın annelerimiz ve çocuklarımız için hazırladığı kanun teklifini konuşuyoruz.
Daha geçen haftalarda yine Mustafa Kaya, Sinop–Ayancık–Türkeli–Çatalzeytin sahil yolunda vatandaşlarımızın yıllardır çektiği ulaşım çilesini TBMM gündemine taşımıştı.
Yıllardır çözüm bekleyen bu sahil yolu yalnızca asfalt meselesi değildir.
Bölge insanının can güvenliği, sağlık hizmetlerine ulaşması, ticareti, turizmi ve geleceğiyle ilgilidir.
Sadece Sinop mu?
Hayır.
Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın her yaz Türkiye’ye gelirken çektiği Sıla Yolu çilesi, sınır kapılarındaki uzun beklemeler, gümrüklerde yaşanan sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sıkıntıları da Mustafa Kaya tarafından Meclis gündemine taşınmış konular arasında. Kaya’nın 2024’te verdiği bir önergede özellikle yurtdışındaki vatandaşların sınır geçişlerinde yaşadığı sıkıntılar ile gişe ve personel sayısının artırılması gibi çözüm talepleri gündeme getirilmişti. (saadet.eu)
Bunlar belki Ankara’daki büyük siyasi tartışmalar kadar televizyonlarda konuşulmuyor.
Ama milletin gerçek gündemi bunlardır.
Anne çocuğunun geleceğini düşünüyor.
Emekli geçimini düşünüyor.
İşçi evine götüreceği ekmeği düşünüyor.
Çiftçi üretim maliyetini düşünüyor.
Esnaf ay sonunda hesabını nasıl kapatacağını düşünüyor.
Sinoplu vatandaş yolunu düşünüyor.
Avrupa’daki gurbetçi Türkiye’ye gelirken Sıla Yolu’nda yaşayacağı sıkıntıyı düşünüyor.
Siyasetin asli görevi de vatandaşın gerçek derdini görmek, o derdi Meclis’e taşımak ve çözüm üretmektir.
Binlerce meseleye çözüm üretmek için siyaset
Saadet Partisi’nin Meclis çalışmalarına benim baktığım yer tam da burasıdır.
Türkiye’nin yalnızca birkaç sorunu yok.
Emeklinin sorunu var.
İşçinin sorunu var.
Çiftçinin sorunu var.
Esnafın sorunu var.
Gençlerin evlilik ve barınma sorunu var.
Annelerin ve çocukların sorunu var.
Engellilerin sorunları var.
Gurbetçinin sorunları var.
Ulaşım sorunu var.
Tarım sorunu var.
Adalet, eğitim ve ekonomi alanında çözüm bekleyen nice mesele var.
Saadet Partisi de bu sorunlarla ilgili binlerce çözüm önerisini siyasi mücadelesinin parçası hâline getirerek TBMM gündemine taşımaya, kanun teklifleri, araştırma önergeleri, soru önergeleri ve Meclis konuşmalarıyla çözüm yolları göstermeye çalışıyor.
Her teklif kabul edilir veya edilmez; her öneriye katılırsınız veya katılmazsınız. Ancak önemli olan, siyasetin sadece şikâyet makamı değil çözüm üretme makamı olduğunu gösterebilmektir.
Milletvekilliğinin gücü yalnızca sayıyla ölçülmez
Meclis’te kaç milletvekiliniz bulunduğu elbette önemlidir.
Ancak bundan daha önemli bir soru vardır:
O milletvekilleri millet için ne yapıyor?
Yüzlerce milletvekiliniz olabilir. Vatandaşın derdini Meclis’e taşımıyorsanız, çözüm üretmiyorsanız o sayı tek başına ne ifade eder?
Ama sınırlı sayıdaki milletvekiliyle anneden çocuğa, emekliden işçiye, çiftçiden esnafa, gurbetçiden Anadolu’nun yıllardır çözüm bekleyen yollarına kadar milletin meselelerini gündeme getiriyor ve çözüm teklifleri hazırlıyorsanız bunun hakkını teslim etmek gerekir.
Saadet Partisi’nin ortaya koymaya çalıştığı anlayışı ben şöyle özetliyorum:
Sorunu tespit et. Milletin sesini Meclis’e taşı. Eleştirmekle yetinme. Çözümünü de ortaya koy.
“Peki sizin çözümünüz nedir?”
Siyasette eleştirmek kolaydır.
Hayat pahalılığını anlatabilirsiniz.
Doğum oranlarının düştüğünü söyleyebilirsiniz.
Gençlerin evlenemediğini ifade edebilirsiniz.
Yolların yapılmadığını, emeklinin geçinemediğini, çiftçinin üretmekte zorlandığını anlatabilirsiniz.
Fakat vatandaş sonunda size şu soruyu sorar:
“Peki sizin çözümünüz nedir?”
Mustafa Kaya’nın bugün önümüzde duran kanun teklifi, bu soruya verilen somut cevaplardan biridir.
Doğum oranları düşüyorsa anneye ekonomik güvence öneriyor.
Anne çocuk nedeniyle çalışma hayatından uzak kalıyorsa emeklilik ve sağlık primlerinin devlet tarafından karşılanmasını öneriyor.
Çocuk yetiştirmenin maliyeti ağırlaşıyorsa çocuk parası öneriyor.
İşte siyaset böyle yapılmalıdır.
Sadece “Yanlış yapıyorsunuz” demek değil, “Doğrusu budur” diyerek milletin önüne alternatif koymak gerekir.
Güçlü aile, güçlü toplum, güçlü devlet
Kanun teklifinin genel gerekçesinde bugün yaşadığımız tablonun nedenlerine de dikkat çekiliyor.
Evlenme yaşının yükselmesi, ekonomik belirsizlikler, yüksek kira ve yaşam maliyetleri ile çocuk yetiştirmenin giderek zorlaşmasının genç ailelerin çocuk sahibi olma kararlarını olumsuz etkilediği ifade ediliyor.
Bir taraftan doğurganlık oranlarının düşmesinden şikâyet edip diğer taraftan gençlerin evlenmesini ve çocuk sahibi olmasını zorlaştıran ekonomik şartları görmezden gelemeyiz.
Gençlerin geleceğe güvenle bakabileceği bir ekonomik düzen kurulmadan yalnızca çağrı yaparak doğum oranlarını yükseltemezsiniz.
Aileyi güçlendirmek istiyorsanız önce aile kurmanın önündeki ekonomik engelleri azaltacaksınız.
Teklifin genel gerekçesinde yer alan şu ifadeyi özellikle önemsiyorum:
“Güçlü aile, güçlü toplumun temelidir. Güçlü toplum ise güçlü devletin en önemli dayanağıdır.”
Bir ülkenin en büyük sermayesi insandır.
Bu nedenle aileye yapılacak desteği bir yük veya maliyet olarak değil, Türkiye’nin geleceğine yapılan yatırım olarak görmek gerekir.
İktidar bu teklifi görmezden gelmemeli
Şimdi iktidara düşen görev bellidir.
Eğer gerçekten doğurganlık hızındaki düşüşü bir alarm olarak görüyorsanız, Mustafa Kaya’nın Meclis’e sunduğu bu teklifi ciddi biçimde değerlendirin.
Muhalefetten geldi diye bir kenara atmayın.
Eksik gördüğünüz yerleri geliştirin.
Maliyet hesabını yapın.
Gerekirse kapsamını genişletin.
Ama çözümü görmezden gelmeyin.
Çünkü mesele Mustafa Kaya’nın, Saadet Partisi’nin veya iktidarın siyasi puan kazanması değildir.
Mesele Türkiye’nin geleceğidir.
Kanun teklifinin gerekçesindeki şu cümle meselenin büyüklüğünü çok güzel özetliyor:
“Düşük doğurganlığın ileri safhalarda ülkeye vereceği zarar, bu Kanunla doğum yapacak annelere verilecek doğum yardımının çok çok üzerinde kalacaktır.”
Son sözüm seçmenlere
Bugün annelerin ve çocukların sorununu, dün Sinop’un yıllardır çözülemeyen sahil yolunu, başka bir gün gurbetçinin Sıla Yolu çilesini, tarımın ve üreticinin sorunlarını ve daha nice meseleyi Meclis gündemine taşıyan bir siyasi anlayışı görmezden gelmemek gerekir.
9 milletvekili olabilirler; fakat mesele milletin derdiyse yaklaşık 90 milyon vatandaşımız adına söz söylemeye, soru sormaya ve çözüm üretmeye çalışıyorlar.
Milletvekilliğinin değeri yalnızca Meclis’te kaç sandalyeye sahip olduğunuzla değil, milletin kaç derdine dokunduğunuz ve o dertlere kaç çözüm ürettiğinizle ölçülür.
Son olarak seçmenlerimize de bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Eğer bu çalışmaların doğru olduğuna inanıyorsak, sadece uzaktan takdir etmek yetmez.
Saadet Partisi’ne en kısa zamanda üye olmalı, imkânlarımız ölçüsünde maddi ve manevi destek vermeli, teşkilat çalışmalarına omuz vermeliyiz.
Seçim günü geldiğinde de desteğimizi sandığa güçlü bir şekilde yansıtmalıyız.
Çünkü siyasette bir fikrin hayata geçebilmesi için yalnızca doğru olması yetmiyor; o fikri uygulayabilecek siyasi iradenin millet tarafından güçlü şekilde desteklenmesi gerekiyor.
Bugün 9 milletvekiliyle ülkenin dört bir yanındaki sorunları TBMM’ye taşıyıp çözüm üretmeye çalışan Saadet Partisi’nin çok daha güçlü bir Meclis grubuyla, hatta iktidar imkânıyla neler yapabileceğini düşünmek gerekir.
Benim seçmenlere tavsiyem açıktır: Saadet Partisi’ne üye olalım, maddi ve manevi desteğimizi verelim, seçimlerde güçlü bir şekilde destekleyelim ve Millî Görüş’ü yeniden iktidara taşıyalım.
Çünkü Türkiye’nin sadece sorunları anlatanlara değil; sorunları gören, milletin sesini Meclis’e taşıyan, binlerce meseleye çözüm önerisi geliştiren ve bunları hayata geçirmek için mücadele eden bir siyasi anlayışa ihtiyacı vardır.
Şaban Turhal
13.8.2026
