Türk edebiyatı okul kütüphanelerinde hak ettiği yeri alıyor mu?
Çocuklarımızın okuduğu kitaplar yalnızca dil gelişimlerini değil, kültürel birikimlerini, düşünce dünyalarını ve kimlik oluşumlarını da etkiliyor. Peki, okullarımızda önerilen kitaplar arasında Türk edebiyatı ne kadar yer buluyor?
Dünya edebiyatının zenginliğinden yararlanırken kendi edebî mirasımızı çocuklarımıza yeterince tanıtabiliyor muyuz?
İstanbul’daki bir ilköğretim okulunda, ortaokul öğrencilerine Türkçe öğretmeni tarafından ondan fazla okuma kitabı önerildiğine tanık olduk.
Dikkat çekici olan, önerilen eserlerin tamamının yabancı yazarlara ait olmasıydı.
Oysa basit bir internet araştırmasıyla bile 20. yüzyıl Türk romanına önemli katkılar sunmuş iki yüzün üzerinde yazarın adına ulaşmak mümkün…
Bu örnek, ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor: Çocuklarımızın okuma dünyasında Türk edebiyatı ne kadar yer tutuyor?
Elbette tek bir okulda veya sınıfta karşılaşılan bir durumdan hareketle bütün öğretmenler, okullar ya da eğitim sistemi hakkında genel bir yargıya varmak doğru olmaz.
Tabii ki buna fırsat vermemek için ilgili branş öğretmenleri, okul idaresi, denetleme yetkisi olanlar ve bilinçli aileler bu konuda farkındalık yaratabilmeli…
Üstelik bir eserin yabancı bir yazara ait olması, onun çocukların gelişimi açısından sakıncalı olduğu anlamına da gelmez.
Dünya edebiyatının seçkin eserleri, çocuklara farklı toplumları tanıma, başka hayatları anlama ve insanlığın ortak meseleleri üzerine düşünme fırsatı sunar. Ancak bu, kendi adını ve anlamını öğrenmeden başkasının adını öğrenmek gibi olmamalıdır.
Burada asıl mesele, yabancı yazarların eserlerinin okunması değil; Türk edebiyatının okuma listelerinde, sınıf kitaplıklarında ve okul kütüphanelerinde yeterince temsil edilip edilmediğidir.
Bir kitap, çocuğun
dünyasında neyi değiştirir?
Kitaplar, çocukların hayal gücünü geliştirir, kelime dağarcığını zenginleştirir ve farklı bakış açıları kazanmalarını sağlar.
Bunun yanında, millî ve manevi değerleri tanımalarına, tarihî ve kültürel miraslarıyla bağ kurmalarına da katkıda bulunur.
Özellikle 5-14 yaş grubundaki çocuklar için seçilen serbest okuma kitapları; dostluk, aile, sorumluluk, adalet, iyilik ve kötülük gibi kavramları anlamlandırmalarında önemli bir rol oynar.
Aile büyüklerinin hatıralarını, geçmişte yaşanan zorlukları, tarihî şahsiyetlerin hayatlarını ve toplumun ortak hafızasında yer edinen olayları yaşlarına uygun hikâyeler aracılığıyla öğrenmeleri, geçmişle bugün arasında anlamlı bir bağ kurmalarını kolaylaştırır.
Burada amaç, insanlık tarihinde yer edinmiş Türk milletinin tarihini, millî ve dinî değerlerini kuru bir öğretme çabasıyla aktarmak değildir.
Asıl hedef, çocukların bu değerleri anlayarak benimsemelerini, kültürel miraslarını tanımalarını ve içinde yaşadıkları toplumun birikimiyle gönüllü bir bağ kurmalarını sağlamaktır.
Bu nedenle çocuklara sunulan kitapların seçimi büyük önem taşır.
Türk edebiyatının nitelikli eserleri, çocukların kendi kültürlerini keşfetmelerine ve aidiyet duygusu geliştirmelerine yardımcı olabilir.
Farklı kültürleri tanıtan eserlerle birlikte oluşturulacak dengeli bir okuma ortamı ise çocukların hem kendi değerlerini daha iyi kavramalarını hem de dünyaya daha geniş bir perspektiften bakmalarını sağlar.
Önce kendi edebiyatımızı tanıyalım, sonra dünyayı daha iyi okuyalım…
Çocuklarımızın okuma dünyasını zenginleştirmek, yalnızca hangi yazarların kitaplarının önerildiğiyle sınırlı bir konu değildir.
Önemli olan, her çocuğun nitelikli edebiyata erişebilmesi, kendi tarihini, dilini ve kültürünü tanıması, farklı toplumların birikiminden yararlanması ve okuduklarını eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirebilmesidir.
Türk edebiyatının klasik ve çağdaş eserlerine okul kütüphanelerinde ve sınıf kitaplıklarında daha fazla yer verilmesi, eğitim politikaları ve okul uygulamaları açısından üzerinde durulması gereken bir hedeftir.
Bu doğrultuda öğretmenlerin, ailelerin ve eğitim yöneticilerinin iş birliği yapması; kitap seçimlerinde edebî niteliğin, yaş düzeyinin ve pedagojik ölçütlerin dikkate alınması gerekir.
Elbette bu yaklaşım, yabancı yazarları dışlamak veya çocukların okudukları kitaplardan hareketle gelecekteki düşünceleri ve inançları hakkında kesin yargılara varmak anlamına gelmez. Aksine, çocuklara hem kendi edebiyatımızın zenginliğini hem de dünya edebiyatının seçkin örneklerini tanıma imkânı sunmayı gerektirir.
Çocukların kendi kültürleriyle bağ kurmaları, başka kültürleri tanımalarına engel değildir. Tam tersine, kendi edebî ve kültürel mirasını bilen bir çocuk, farklı kültürleri daha bilinçli değerlendirebilir; benzerlikleri ve farklılıkları daha sağlıklı biçimde kavrayabilir. Kendi kültüründen uzaklaşma riskini azaltmanın yolu da başka kültürlere kapıları kapatmak değil, çocuklara kendi kültürlerini düzeylerine uygun tanıyabilecekleri yeterli fırsatları sunmaktır.
Unutmayalım ki sınıflar ve okul kütüphaneleri yalnızca kitapların sıralandığı mekânlar değil, çocukların düşünce dünyalarının şekillendiği önemli öğrenme alanlarıdır. Bu alanlarda Türk edebiyatının hak ettiği yeri bulması, kültürel mirasımızın yeni nesillere aktarılması bakımından büyük değer taşır.
Çocuklarımızın kitaplığında hem Türk edebiyatı hem de dünya edebiyatı bulunsun.
Hedefimizin; hiçbir çocuğun kendi dilini, kültürünü ve millî-manevi değerlerini tanıma fırsatından mahrum kalmadığı; aynı zamanda farklı dünyaları keşfedebildiği, nitelikli ve dengeli bir okuma kültürü oluşturmak olması temennisiyle…