Masallar  sadece “çocukları”mı uyutur?
Olağan ve olağan üstünün yer değiştirebildiği ‘her dönemin bir masalı’ vardır, kuşkusuz.

Tüneller ve ağlar…

Daha kötüsü olamaz dedikçe kuşatılıyoruz.

Bir şehrin,bir neslin yok edilişi tam  “olağan” gelmeye başlarken savaşta, depremde kimsesiz kalan çocukların akibetine de üzülür olduk, bakk…

“Yapacak bir şey yok ki” nidalarımız: en güçlü istihbarat ağına sahipken hiç bir rehinesini kurtaramayan, kendi askerini vuran, hiçbir düşman tünelini ortaya çıkaramayan bir “terör örgütü”ne daha çok yakışırdı oysa…

 Ne hikmetse Gazze yerle bir edilirken; ne Hamas’ın tünelleri bulunabiliyor, ne de aylardır tek bir rehine kurtarılabiliyor.

İşgalcileri, kendine “yerleşimci” diyen hırsızları besleyen savaşın bedelini çocuklar ödüyor ama yetim kalmış çocuklar savaştan çok daha ağır bedeller ödüyor.

Ne kadarının ifşa olduğunu bilmediğimiz şantajcı çetelerin elindeki çocukları kurtarmak bir yana, konu her defasında kapatılıyor, unut-tu-ru-lu-yor.
 
Canavarların, büyücülerin cirit attığı bir masal gibi; tüneller, ağlar, fuhuş adaları, sapkın ritüeller, bebek kanları ve tahrif edilmiş Tevratın her yolu mübah sayan kan donduran ayetleri…

Sahi ya…Bize rasyonaliteyi pazarlayan modern dünya ‘vadedilmiş topraklar’ masalını nasıl da kuzu kuzu dinliyor. 

Bu masal, hastane bombalamayı,  teslim olmuş çocuklara, gıda yardımı için kuyruk olmuş insanlara ateş açmayı olağan hale getiriyor.

İsrail askerlerinin enkaz üzerinde öldürdükleri çocukların bisikletine binmesi, organlarını çalması, kanını satması falan…

Neyse ki bunlara tam alışmadık,  şimdilik olağan dışı geliyor.

Komplo teorisi diye güldüğümüz her şey, bir kehanetin yerine gelmesi gibi adım adım gerçekleşiyor.

Filistin için bir şey yapmaya çalışırken, Kıbrıs’ta, Güneydoğu’da satılan topraklar için ne yapılabilir demeye başladık.

Kaybolan çocuklar ve satılan topraklar: hiçbir zaman olması gerektiği kadar gündem olmadı bu memlekette…
 
Katili, hırsızı durdurmak şöyle dursun, 57 tane İslam devleti bir “terör örgütüne” Refah sınır kapısını bile açtıramıyor.

Savaştan ölen çocuklar, açlıktan ölen çocuklar, organları çalınan çocuklar ve şimdide soğuktan donarak ölen çocukları seyrediyoruz masal dinler gibi…

Bilgi ve görüntünün hızlı yayıldığı bu çağda bile insanların gözünün içine baka baka  soykırım yapanların hala durdurulmaması katillerin, hırsızların iştahını daha da kabartarak, aslında bütün dünya için tehdit oluşturuyor.

Cezasız kalan suçların toplumun her kesiminde güvenlik tehdidi oluşturması gibi, gemilerle beslenen, sırtı sıvazlanan canavar da kontrolden  çıkarak önce sahiplerini ısırır bir gün, masal bu ya…

Yalnız bir şey var ki; masalların sonunda canavar ne kadar güçlü olursa olsun, kazanan hep iyiler olur.

Bugün dünyanın her yerinden, her dinden ve her renkten vicdanlı insanların yapmış olduğu eylem ve paylaşımların algoritmayı değiştirmesi gibi; kitlelere yayılan ve inatla sürdürülen ‘boykot’ hareketi de Birleşmiş Milletler gibi kokuşmuş kuruluşlardan çok daha fazla yaptırım gücüne ulaşacaktır.

Kelebeğin kanat çırpışının rüzgarları tersine çevirmesi masal değil, “kararlı ve sürekli” atılan adımların gerçeğidir.

İşte tam da bu yüzden boykot sadece ekonomiyle ilgili bir eylem değildir. Küresel karanlık çetelere kitlelerin ortak hareket edebildiğinin gösterilmesidir. Zannedilenin aksine bizi de tehdit eden, doğrudan ilgilendiren soykırımı unutmamak, “sürekli” diri kalmaktır.

Boykotun kitlelere yayılması ve sürekli hale getirilmesinin caydırıcı etkisi zannettiğimizden çok daha fazladır.
 
‘Yapacak bir şey yok ki’  asla bizim milletimize ait bir yakarış değil, olmamalı.

Yeter ki masallarla uyutulmayalım, algılarımızın hakimi olalım.