9 Ekim 1924’te yakılan kültür ışığı, bugün de Sinop’un kalbinde yanmaya devam ediyor
Sinop…
Karadeniz’in kıyısında, binlerce yıllık tarihi boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış kadim bir şehir.
Tarihi kaleleri, surları, limanı, konakları ve kültürel mirasıyla geçmişin izlerini bugün de taşıyan Sinop’ta, şehrin hafızasında özel bir yere sahip olan yapılardan biri de Dr. Rıza Nur İl Halk Kütüphanesidir.
Bu kütüphane, yalnızca kitapların bulunduğu tarihî bir yapı değildir.
O, aynı zamanda Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze uzanan bir kültür anlayışının, bir memleket sevgisinin ve gelecek kuşaklara bırakılmış önemli bir mirasın simgesidir.
Çünkü bu hikâye, yalnızca bir kütüphanenin kuruluş hikâyesi değildir.
Bu, bir insanın doğduğu şehre bilgi, kitap ve kültür yoluyla kalıcı bir miras bırakmasının hikâyesidir.
Ve bu hikâyenin merkezinde Sinoplu bir hekim, devlet adamı, milletvekili, bakan ve yazar olan Dr. Rıza Nur bulunmaktadır.
1902'den 1924'e uzanan bir tarih
Bugün kütüphane olarak kullanılan tarihî yapının geçmişi, kütüphanenin kuruluşundan daha eskiye uzanıyor.
Yapı 1902 yılında inşa edildi.
Mübadele sonrasında Hazine’ye kalan iki Rum kardeşin evi olarak kullanılan yapı, daha sonra Dr. Rıza Nur tarafından satın alındı.
Rıza Nur, bu tarihî yapıyı bir kültür ve bilgi mekânına dönüştürerek Sinop halkının hizmetine sunmayı amaçladı.
Ve nihayet 9 Ekim 1924 tarihinde, Cumhuriyet’in kuruluşunun üzerinden henüz bir yıl geçmişken, kütüphane kapılarını Sinop halkına açtı. Kültür ve Turizm Bakanlığı da kütüphanenin Dr. Rıza Nur tarafından vakfedildiğini ve 9 Ekim 1924’te açıldığını belirtmektedir.
O gün açılan kapı, aslında yalnızca bir binanın kapısı değildi.
O kapı; kitaba, bilgiye, eğitime, araştırmaya ve kültüre açılan bir kapıydı.
Dr. Rıza Nur: Sinop’tan Türkiye tarihine uzanan bir hayat
Dr. Rıza Nur’un hayatı, yalnızca Sinop tarihi açısından değil, Türkiye’nin yakın tarihi açısından da dikkat çekici bir yere sahiptir.
Sinop’ta doğan Rıza Nur, askerî tıp eğitimi aldı ve hekim olarak yetişti. Cerrahi alanında çalıştı, akademik görevlerde bulundu ve aynı zamanda siyasete atıldı.
1908 yılında Sinop milletvekili olarak Meclis-i Mebusan’a girdi.
Millî Mücadele yıllarında ise Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi’nde yine Sinop milletvekili olarak görev yaptı.
3 Mayıs 1920 tarihinde oluşturulan ilk İcra Vekilleri Heyeti’nde Maarif Vekili olarak görev alan Rıza Nur, böylece Türkiye’nin eğitim politikalarının şekillendirildiği kuruluş döneminin önemli isimlerinden biri oldu. Atatürk Ansiklopedisi, onun Maarif Vekilliği döneminde eğitim teşkilatının yapılandırılması ve kültür alanındaki çalışmaların geliştirilmesi için çeşitli faaliyetlerde bulunduğunu aktarmaktadır.
Daha sonra Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı görevini de üstlenen Rıza Nur, Lozan Konferansı’nda Türkiye’yi temsil eden heyette yer aldı ve 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Barış Antlaşması’na imza atan Türk delegasyonu içerisinde bulundu.
Ancak Rıza Nur’un hayatını yalnızca siyasi görevleriyle değerlendirmek eksik kalır.
Çünkü o aynı zamanda bir hekim, araştırmacı, yazar ve yayıncıydı.
Tıp, tarih, edebiyat, Türk kültürü ve farklı bilim alanlarında çok sayıda eser kaleme aldı. Atatürk Ansiklopedisi'nde Rıza Nur’un çeşitli alanlarda yayımlanmış çok sayıda çalışması bulunduğu ve yazarlık faaliyetlerini hayatının önemli bir bölümünde sürdürdüğü belirtilmektedir.
İşte Sinop’a kazandırdığı kütüphaneyi de bu geniş kültür ve kitap dünyasından ayrı düşünmek mümkün değildir.
Bir aydının memleketine bıraktığı miras
Rıza Nur’un Sinop’ta bir kütüphane kurması, onun kitap ve kültüre verdiği önemin önemli göstergelerinden biridir.
Atatürk Ansiklopedisi'ne göre Rıza Nur, Sinop’ta kurduğu ve Maarif Vekâleti’ne vakfettiği Millî Kütüphane’ye kendi kitaplarını bağışladı.
Daha da önemlisi, kütüphanenin gelişmesi ve giderlerinin karşılanabilmesi amacıyla 1926 yılında 250 dönümlük millî arazinin kütüphaneye vakfedilmesine karar verildi.
Bu ayrıntı, kütüphanenin kuruluşundaki düşüncenin yalnızca bir bina oluşturmak olmadığını gösteriyor.
Amaç, Sinop’ta kalıcı bir bilgi ve kültür merkezi oluşturmaktı.
Kitapların korunacağı… İnsanların okuyacağı… Gençlerin araştıracağı… Bilginin kuşaktan kuşağa aktarılacağı… Ve bütün bunların Sinop’un kültürel hayatının bir parçası hâline geleceği bir merkez.
Başka bir ifadeyle Rıza Nur, kendi memleketine yalnızca bir yapı değil, geleceğe uzanan bir kültür emaneti bırakmak istiyordu.
9 Ekim 1924: Bir kapının açıldığı gün
9 Ekim 1924…
Sinop için sıradan bir tarih değildi.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Anadolu’nun farklı şehirlerinde eğitim ve kültür kurumlarının geliştirilmesine ihtiyaç duyulan bir dönemde Sinop’ta bir kütüphane hizmete giriyordu.
Bugün 102 yıl öncesine baktığımızda, o günün anlamını daha iyi görebiliyoruz.
Çünkü kütüphaneler yalnızca bugünün ihtiyacını karşılamak için kurulmaz.
Bir kütüphane, aslında geleceğe yapılan yatırımdır.
1924 yılında kütüphanenin kapısından içeri giren bir okuyucu belki bunun farkında değildi.
Ama o gün eline aldığı kitap, bugün bizim baktığımız 102 yıllık kültür hikâyesinin bir parçasıydı.
Bir evden bir kültür yuvasına
Kütüphane binasının hikâyesi de bu nedenle son derece anlamlıdır.
1902’de bir konut olarak inşa edilen yapı, zaman içerisinde farklı dönemlere tanıklık etti.
Mübadele yıllarını gördü.
Cumhuriyet’in kuruluşuna tanıklık etti.
Ardından bir kütüphane olarak Sinop’un kültür hayatının merkezlerinden biri hâline geldi.
Böylece bir zamanlar insanların yaşadığı bir ev, daha sonra binlerce insanın kitaplarla buluştuğu bir kültür mekânına dönüştü.
Bugün bu tarihî yapıya baktığımızda aslında yalnızca taş, ahşap ve mimari görmüyoruz.
Bir şehrin değişimini görüyoruz.
Bir imparatorluğun son döneminden Cumhuriyet’in kuruluşuna… Oradan bugünün modern kütüphanecilik anlayışına uzanan uzun bir tarih görüyoruz.
Bir kütüphane, bir şehir hafızası
Kütüphanelerin en önemli özelliklerinden biri, yalnızca kitapları değil, toplumun hafızasını da korumalarıdır.
Dr. Rıza Nur İl Halk Kütüphanesi de 102 yıllık geçmişiyle Sinop’un kültürel hafızasının önemli taşıyıcılarından biridir.
Burada yıllar boyunca binlerce insan kitap okudu.
Öğrenciler ders çalıştı.
Öğretmenler araştırma yaptı.
Araştırmacılar kaynaklara ulaştı.
Çocuklar ilk kitaplarıyla tanıştı.
Gençler sınavlara hazırlandı.
Yetişkinler kitap okudu.
Kültür ve sanat etkinlikleri gerçekleştirildi.
Ve bütün bu insanların bıraktığı izler, kütüphanenin görünmeyen hafızasının bir parçası hâline geldi.
Bu nedenle kütüphanenin tarihini yalnızca kuruluş tarihiyle sınırlamak mümkün değildir.
Kütüphanenin tarihi, aynı zamanda Sinop insanının kitapla buluşmasının tarihidir.
Tarihî yapı, yaşayan kurum
Kütüphane binası, tarihî niteliği nedeniyle çeşitli dönemlerde bakım ve restorasyonlardan geçirildi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kurumsal bilgilerinde, yapının 1989-1990 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edildiği; sonraki yıllarda da çeşitli bakım, onarım ve restorasyon çalışmalarının gerçekleştirildiği belirtilmektedir. 2012 yılında restorasyon ve çevre düzenlemesi yapılmasının ardından yapı kütüphane olarak hizmet vermeyi sürdürmüştür.
Bu çalışmaların anlamı yalnızca tarihî bir binayı ayakta tutmak değildir.
Asıl önemli olan, tarihî yapının yaşamaya devam etmesidir.
Çünkü Dr. Rıza Nur İl Halk Kütüphanesi bir müze değildir.
Burası yaşayan bir kurumdur.
Bugün de insanlar buraya geliyor.
Bugün de kitaplar okunuyor.
Bugün de araştırmalar yapılıyor.
Bugün de çocuklar kütüphaneyle tanışıyor.
Bugün de kültürel etkinlikler gerçekleştiriliyor.
Yani 1924’te başlayan kütüphane hikâyesi, geçmişte kalmış bir hikâye değildir.
Hâlâ devam etmektedir.
