Osmanlı İmparatorluğu'nda ticaret, yalnızca maddi bir kazanç kapısı değil, yüzyıllara dayanan ahilik geleneğiyle yoğrulmuş katı bir ahlak meselesiydi. Çarşı ve pazarlarda düzeni sağlamak, halkın kursağından geçecek lokmanın hakkını korumak devletin en hayati görevleri arasında yer alıyordu. Bu asayişi ve ticari dürüstlüğü sağlayan baş aktörler ise günümüzün zabıtalarına denk düşen muhtesip isimli görevlilerdi.
O dönemde devlet, temel tüketim maddelerinin satış bedellerini narh sistemi denilen bir kuralla belirler, serbest piyasanın halkı ezmesine müsaade etmezdi. Ekmeğin gramajından etin kalitesine, kumaşın ölçüsünden terazinin dirhemine kadar her detay muhtesipler tarafından ansızın denetlenirdi. Kurallara uymayan, eksik tartan veya çürük mal satan esnafı önce uyarı, ardından para ve falaka cezaları beklerdi. Ancak uslanmayan, halkın hakkına girmekte ısrar eden hilekâr esnaf için uygulanan en sarsıcı yaptırım "kulağından çivileme" cezasıydı.
Bu ceza, gizli saklı zindanlarda değil, doğrudan hayatın kalbinin attığı sokağın ortasında, esnafın kendi dükkânının kepengine veya kapı pervazına uygulanırdı. Hileli ekmek satan bir fırıncının veya terazisiyle oynayan bir kasabın kulağı, herkese ibret olması için dükkânının ahşap direğine bir çiviyle mıhlanırdı. Çoğu zaman mahkûmun ayaklarının altına bir tahta takoz konur, esnaf saatlerce o halde beklemek zorunda kalırdı.
Buradaki temel amaç fiziksel bir işkence çektirmekten ziyade, teşhir etmek, yani suçluyu topluma karşı utandırmaktı. Çarşıdan gelip geçen ahali, o dükkân sahibinin hilekâr olduğunu kendi gözleriyle görürdü. Kulağından çivilenmek, bir esnaf için ticari hayatın fiilen bitmesi demekti. Fiziksel yara birkaç gün içinde kapansa da, "kulağı delik" veya "mimlenmiş" bir esnafın halkın gözünde itibarını geri kazanması, o dükkândan yeniden alışveriş yapılması neredeyse imkânsızdı. Bu aleni ve sarsıcı ceza yöntemi, çevredeki diğer esnaflar üzerinde de muazzam bir caydırıcı etki yaratırdı.
Günümüzde tüketici hakları modern yasalarla, tüketici hakem heyetleriyle ve dijital şikayet platformlarıyla korunuyor. Yüzyıllar öncesinin Arnavut kaldırımlı çarşılarında, hilekârlığa karşı sokağın tam ortasında sergilenen bu ibretlik adalet manzarası ise, eski toplumların dürüstlüğe ve kul hakkına verdiği tavizsiz önemin en çarpıcı hatıralarından biri olarak tarih sayfalarındaki yerini koruyor.

