Mübarek üç ayların sonuncusu, onbir ayın sultanı Ramazan ayı perşembe günü başladı. Bugün ikinci günü ramazanın…
Bir gün öncesinde yani çarşamba günü öğle vakti tarihi Mısır Çarşısı ve çevresini kısa süreliğine gezme imkânım oldu. 16 milyon nüfusa sahip mega kentin meşhur çarşı ve pazarlarında alış veriş kalabalığı vardı. Satın alınan ürünler arasında hurma, sucuk, zeytin, peynir revaçtaydı. Meşhur bir sucuk dükkânının önünde ise insanlar kuyruk oluşturmuştu. 
Televizyonların muhabir ve kameramanları vatandaşlarla söyleşi yapma telaşı içerisindeydiler.
Ellerindeki poşetlere bakıldığında arzu edilen şekliyle değil de, bütçelerinin elverdiğince yapılmış alış verişler dikkatlerden kaçmıyordu.
Maaşlara yapılan zamlar, yüksek enflasyon nedeniyle artmış hayat pahalılığından dolayı geçim zorluğu çeken özellikle emekli vatandaşları mutlu etmiyor. 
Soğan, patlıcan, biber gibi ürünler marketleri bırakın semt pazarlarının tezgâhlarında tavan yapmış. Ateş pahası her ürün… Yeşillik ismi verilen kıvırcık, maydanoz, roka, tere, dereotu gibi ürünler ise hiç bu kadar belki de pahalı olmamıştı. Her ramazan öncesinde gündemden düşmeyen kırmızı et ve kıyma fiyatları bu kez aldı başını gitti. Mahalle kasabımız “Et alacaksan şimdi al, gelecek hafta kilosu 300₺” diye hem uyarıyor, hem de bilgilendiriyor.
Ramazan; oruç, rahmet, mağfiret, af, ibadet, bolluk, bereket ayı… Kur’an ayı, sabır ayı, hoşgörü ayı… Öte yandan iyiliklerin ve güzelliklerin sınırsızca ifa edildiği, sadaka ve zekât gibi yükümlülüklerin sessizce yerine getirildiği, yardımlaşmanın ve dayanışmanın sergilendiği nadir aylardan biri.
Şimdilerde yine karşılıklı sohbetlerde birbirimize aynı şeyi söylüyoruz: “Nerede o eski ramazanlar?”
Her akşam evlerimizde kurduğumuz, davetli hısım ve akrabalarımızın etrafında yer aldığı Halil İbrahim sofralarında birlik ve beraberlik içerisinde iftarlarımızı açmadık mı? Allah’ın (CC) verdiği nimetleri sevdiklerimizle paylaşmadık mı? Ardından demli çayları yudumlarken karşılıklı sohbetleri koyulaştırmadık mı, muhabbetleri en içten duygularla yapmadık mı? 
Peki şimdi?
Aileler başta olmak üzere komşular arasında kurulan mütevazı iftar sofraları çoğu hanede kurulmuyor artık. Herkes birbirinden uzaklaşır oldu.
Ne zaman ki oruçlar çadırlarda açılmaya başlandı evlerde kurulan katılımı az bereketi çok geniş o sofralar unutulmaya başladı. Hali iyi olanlar da sosyal mekânlarda, belediye tesislerinde, lüks restoranlarda iftar için buluşur oldular. 
Bazı şehirlerde yaşatılmaya çalışılsa da iftar için atılan toplar tarihe karıştı neredeyse. Ramazan davulcuları ise istenmiyor nedense. Bazı vatandaşlar “Bu çağda davulcunun gecenin ilerlemiş saatinde sokakta ne işi var!” diyerek karşı çıkıyor geleneğimize. 
Sizi bilemem ama ben en çok aileler ve komşular arasında sevgiyi, saygıyı, muhabbeti, neş’eyi artıran, ilişkileri kuvvetlendiren ramazan sofralarını özledim. O yıllarda insanlar arasında birlik ve beraberlik hissi bambaşkaydı. 
Eskiden büyük, küçük demeden herkes ramazan sofrasında yeri alır, bir araya gelirlerdi. Cemaat yapılıp topluca akşam namazı kılınırdı. Akabinde çay eşliğinde doyasıya sohbet edilir ve güzel anılar biriktiririlirdi gelecek nesillere anlatılmak üzere. 
Eski ramazanlar herkesin mutlu olduğu ve başkalarını mutlu ettiği bir aydı.